Mar 29, 2011

hamamböcüü

Efenim,
Çorum-Ankara arası yolculuklar, insanın sinirini tepesine getiren Milli Eğitim maceraları, yeni görev yerimdeki yürek burkan insan öyküleri gibi "bir ara bloga yazayım bunu" dediğim onca konu arasından sinsice yerlerde sürüne sürüne gelip gündeme oturdu bu konu.
Taşındığımızdan beri bir-kaç ayda bir görür, sıkı bir temizlik yapıp bulduğumuz her deliği tıkar, çeşitli köşelerdeki tablet ilaçları yeniler, huzursuz birkaç gün geçirip yavaş yavaş unuturuz, ta ki bir sonraki karşılaşmaya kadar.

Son dönem karşılaşma periyodumuz epeyi arttı. Son bir ayda haftada bire arkasından da üç günde bire düştü. Fakat bana ayda birlik periyot bile kafi geldi ve bir ay önce gözüm seğirmeye, elime koluma dudaklarıma tik gelmeye başladı. Benim de fobim varmış meğer. Fobi denen şey de öyle yoğun bir sevmeme, ürperme hissinden fazlasıymış, bu süreçte öğrendim. Sağa sola dokunamaz, yemek yiyemez, gece uykulardan sıçrar, rüyalarda böceklerle boğuşur, aniden tenime değen herhangi bir şeye karşılık çığlığı basar oldum. "Canavarı" düşünmek ya da ismini anmak bile ense kökümden aşağı buz gibi desem buz gibi değil, kaynar desem kaynar değil, su desem su değil, asit desem asit değil bir şeyler bocalanması hissine neden oluyor.

Neyse önce badana, bol silmeli-ovmalı-köpüklemeli bir temizlik ve arkasından sıvı ilaçlama ile bu haftasonunu kapattık. İlacı yapan adamın ensesinde "şurayada sıkın burayada sıkın " diye tembihleyerek gezindim ev içinde. İlaçlama sırasında herhangi hiç böceğe rastlamamaız yaygın olmadıkları anlamına gelirmiş ki tutunmak için bu küçük umutlara feciii ihtiyacım vardı, sımsıkı tutundum.

İlaçlama işlemi yaklaşık 20 dakika sürüyor. Uzun bir çubuğun ucundan basınçla püskürtülen ilaç 1-1,5 metre uzağa fırlatılabildiğinden eşyaları yerinden fazla oynatmak gerekmiyor. İlaçlamadan sonra ev 15-20 dakika kapalı kalıyor arkasından havalandırma yapılıp evde kalınabiliyor. Daha çok duvar dipleri, dolap arkaları, parke aralıkları gibi kuytulara sıkılan ilaç bir iki saat zarfında tamamen kuruyor ve dokunma, soluma ve yanlışlıkla yeme halinde bile insan sağlığına zarar vermiyor ( ben o kadar da emin değilim, ilaç ilaçtır kardeşim!) İdeal olan ilacın böceklerin kuluçka süresi olan 21 gün boyunca temizlenmemesi. Aksi halde ilaçlama sırasında zırhlı yumurtalarında güvenle barınan yavru canavarlar yumurtalarından çıktığında nasıl mefta olacak hııı?

Feb 11, 2011

Borç Geyiğin Yamçısıdır.

"En son taahhütlü bir mektup aldığımda atamamın yapıldığını öğrenmiştim. Dur bakalım bu kez ne olacak, ister misin Ankara'ya tayin ediversinler bir de beni hehe he" diye kendi kendime şımarıp keyiflenerek açtım zarfı.
Borcum varmış, üniversite öğrencisiyken almış olduğum harç kredisini ödememişim.
Hay Allah!.. "Ben onu ödememişmiydim yahu! Hem de böyle gelir idaresinden bol mühürlü imzalı bir mektup almıştım da yine böyle "ben onu ödememiş miydim yahu" diye diye gidip ödememiş miydim? "
Ben bu anı daha önce yaşamış gibiyim ama...
Neyse, aradım-taradım makbuz yok. Hay salak kafam! Tam da en saklanacak şeyi saklamamışım. Daha doğrusu öğrenim harçlarımın dekontlarını bile on yıla yakın süre sakladıktan sonra geçen yıl bir temizlik yapıp eski belgeleri ayıklamıştım da "e bunlara da gerek yok artık, atayım gitsin " demiştim. Sonrası, çöp.
Ne olacak şimdi?
Doooğru kredi yurtlar.
"Bakın memur bey, ben bu borcu ödedim. Hatta sanırım iki kere ödedim, bunu da ödersem üçüncü kez ödemiş olacağım. Bi el atsanız da hatanın kaynağını bulsak ,hı? "
"Evet siz o borcu ödemişsiniz"
"Evet, 2008'in Ekim ayındaydı sanırım"
"Evet, 2008'in Ekim ayında."
"Evet de o zaman bu borç ne ola?"
"Evet ama siz faizini ödememişsiniz, 188 lira. O da bu güne kadar 495 lira olmuş"
"İyi de 2008 de bana tebliğ edilen borcumun 856 lira olduğu idi, ben de onu ödedim. Faizinden haberim yoktu ki. Bu gün gelen tebliğgatta da borcumun 856 lira olduğu yazıyor. Ancak internetten kontrol ettim orada da borcum 1352 lira"
"Yok sen 1352 lira ödeme."
"Ne ödeyeyim?"
"Sen şimdi bişey ödeme çünkü sen geçmişte öğrenim kredini fazla ödemişsin önce onu bir aktarttıralım, sonra kalan hesaba bakarız."
"Ne kadar fazla ödemişim?"
"22 lira."
"Kalsın."
"Olmaz! Onu aktarttırmamız lazım, 3. kata çıkın..."
diye başlayan süreçte ben o üçüncü kata iki kez çıkıp, bir süre binanın neresinde olduğu hatta binada olup olmadığı bilinmeyen hiç tanımadığım iki memuru sorup-soruşturarak gezindikten sonra eli boş döndüm aynı memura.

Sonuç: "Yakında yasa çıkacak, faizler silinecek, şimdi ödeme sonra 188 lirayı ödersin" diye akıl verenlere uyup -vicdanım rahat sayın okuyucu-
borcumu erteledim. Tebliğgatta belirtildiği üzere bu borcu 10 gün içinde ödemezsem haciz gelir mi? Göreceğiz...
Peki ben bu borcu her üç yılda bir yeniden ödemek zorunda kalacak mıyım? Bakacağız...
Ve buradan çıkan dersler nedir?
Az sonra...
:)
Ders şudur sevgili çevrem,
1- Devletle işin varsa asla şansa bırakma. Dekontlarına vs sahip çık, kayıtlar tut. Hatta tarayıcıdan geçirip sanal ortamda sakla ki bulması ve saklaması kolay olsun. Bu haliyle resmi evrak statüsü olmasa da tarih, numara vs bilgileri açısından referans değeri olur.
2- Bir daha borç bildirimi alırsan -bişeylerin cezası, vergisi kıvırı zıvırı farketmez- trink diye ödemeden önce ilgili kurumdan soruştur, meblağı netleştir.
3-O borcu ödedikten sonra da gidip gelir idaresine bildirmeyi ihmal etme.
4-Her resmi mektubu hoş bir sürpriz zannedip iştahla üzerine atlama, bırak postacı kapıyı çalsın dursun...

Feb 6, 2011

sürprizzz!

Ne mi oldu? Ne olacak, hayat yine çatur çutur kırıldı orta yerinden,
yapılmış bütün planlara inat belirsizliklerle dolu bir süreç başladı .
2005 yılında binbir kafa karşıklığı, uykusuz geceler, kararsızlıklar, boşa koyup dolmamalar, doluya koyup almamalarla ayrıldığım MEB' deki görevime geri döndüm. Bu kez Çorum'un küçük bir ilçesi.
Ne mi olacak?
Yolculuk olacak, veda olacak, alışmak, karışmak, yorulmak, uzlaşmak olacak... Olsun... İyi olacağını umarak çıktım yola, iyi olması için elden gelen yapılacak...

Jan 10, 2011

Uzağız artık,
Aynı şiirin mısralarında
Durup dinlenemeyecek kadar.

Dec 25, 2010

Yar Bana Bir Eğlence Aman Amannn

Nevra önermişti. Fena fikir olmadığını düşünmüş ama cana getirmeye gerek görmemiştik.

Soğuk ve sıkıcı bir pazar günü ani bir kararla alışveriş merkezine kırdık direksiyonu aldık, geldik.


Pek sık kullanmadığımız halde salonda yer işgal eden yemek masamız canımızı sıkıyordu epeydir. Gözümüz kapladığı alandaydı. Özellikle eşya sevgisinden yoksun eşimcimi feci rahatsız ediyordu bu durum ve zaman zaman "bi çekilse de oraya ben geçsem!" bakışlarıyla masayı süzerken yakalıyordum kendisini.

Aldığımız setin her masaya takılabilen filesini bizimkine uyarlamak için biraz kafa çalıştırmamız gerekti ve sonunda don lastiğinin yeni bir kullanım alanını keşfettik.

Altındaki halının ses izolasyonunu sağlayacağını umut ediyoruz. Masanın üzerine de ince bir örtü serdik ki darbeyi biraz emip sesi ve topun aşırı sıçramalarını engellesin.

Buna rağmen biraz ses çıkarsa da... Çıksın yahuuuu...dedik. 3,5 senedir oturduğumuz apartmanın uyumlu, sessiz, zararsız insanları olarak buncacık zarar vermeye hakkımız olduğuna karar verdik.
Hergün akşam 19.00 - 20.00 arasına denk gelen 15 dakikalık ufak tıkırtı kimseyi öldürmez değil mi?

Bu arada, evde ders verdiğim öğrencilerimle kimi ders aralarında yaptığımız 3-5 dakikalık mini maçları da zarardan saymıyorum. Hatta öğrencilerimin memnuniyetini ve masa tenisinin odaklanma problemi yaşayan öğrenciler için de önerilen bir spor olduğunu hesaba katınca toplumsal yarardan bile bahsedilebilir bence.

Posted by Picasa

Yaklaşık bir ay oldu ve henüz komşularımızdan şikayet için kapımızı çalan olmadı. Biz de mutluyuz oyuncağımızla. Evet masa küçük, evet alan dar filan ama eğleniyoruz biz :)

Dec 23, 2010

Saatleri Ayarlama Enstütüsü- Ahmet Hamdi Tanpınar

Postmodern edebiyatın saçı başı birbirine dolaşmış, aklı karışmış, ruhu sıkışmış eserlerini okuyordum nicedir. Yorulmuşum...
"Yoruldum" bunlardan dedim Günay'a.  "Saatleri Ayarlama Enstütüsü" dedi.

İlk iki sayfada "Allahım!!! dedim ben bu Osmanlıcayla başa çıkamam, elde sözlükle de bir senede bitmez bu kitap."

Bitti, sevgili çevrem hem de su gibi aktı gitti... Üstelik eğlenceli, hani aradabir Oğuz Atay'ı andıran cinsten.
Sözlüğe filan da ihtiyacım olmadı zaten, bilinç altımın bildiği Osmanlıca yetti bana.

Kitap, Kemal Sunal filmlerine konu olacak cinsten, ironik ülkem gerçekleri...
Okunsun elbet...

Dec 2, 2010

Atın Beni Denizlere

Açıktan atama şansımı denemek için- şans diyorum çünkü zar atmaktan farkı yok yaptığım başvurunun- son üç atama döneminde çalıyorum MEB'in kapısını.

1. Başvuru: Kapı önüne yığılmış onlarca insan, ellerinde çeşitli evraklarla birbirlerine "ee şimdi nedir prosedür ?" diye sorup duruyor. Sıra yok. Birileri giriyor, birileri çıkıyor, aradabir bir memur bazılarını azarlıyor, ufak bir gerginlik yaşanıyor, ardından "çat!" diye kapanıyor odanın kapısı.  Bu arada yurdum insanı  hastanelerden alışık olduğu kendi listesini uydurma becerisini gösteriyor nihayet. Adını bir listeye yazıp yemek yemeye, varsa başka işini halletmeye ya da saatlerce ayakta bekleyen bedenini biraz olsun dinlendirmeye gidiyor.