Dec 2, 2010

Atın Beni Denizlere

Açıktan atama şansımı denemek için- şans diyorum çünkü zar atmaktan farkı yok yaptığım başvurunun- son üç atama döneminde çalıyorum MEB'in kapısını.

1. Başvuru: Kapı önüne yığılmış onlarca insan, ellerinde çeşitli evraklarla birbirlerine "ee şimdi nedir prosedür ?" diye sorup duruyor. Sıra yok. Birileri giriyor, birileri çıkıyor, aradabir bir memur bazılarını azarlıyor, ufak bir gerginlik yaşanıyor, ardından "çat!" diye kapanıyor odanın kapısı.  Bu arada yurdum insanı  hastanelerden alışık olduğu kendi listesini uydurma becerisini gösteriyor nihayet. Adını bir listeye yazıp yemek yemeye, varsa başka işini halletmeye ya da saatlerce ayakta bekleyen bedenini biraz olsun dinlendirmeye gidiyor.
Fakat o listedeki sıra tükenecek gibi değil. İçeri başvuru için giren, çıkmak bilmiyor. 
Ben öğle saatlerinde gittiğimden, o gün bana sıranın gelmesi mümkün değil. Adayları sırayla içeri alan memurun "bu sıra yarın kaldığı yerden devam edecek, şu sayıdan sonrakiler yarın sabah gelsin" önerisini(!) mantıklı bulup o günki beklememi sonlandırıyorum .
Ertesi gün erkenden oradayım. Ben oradayım da memur yok, memur geldiğinde de liste yok. Ortalık karışıyor tabii... Yeni gelenlerin yeni listesi ile bir önceki günün listesini esas alarak gelenlerin sırası çakışıyor. 10- 15 dakika arayla minik tartışmalar yaşanıyor. Cıkcıklayan cıkcıklayana...
Derkeeennnn pişkin memur açıklama yapıyor: "Dünkü liste yok, yeni liste yapılacak"
"Nasıl olur? Dün siz dediniz ki bu listeden devam edilecek. Bilseydik erkenden gelirdik, ama şimdi bu gün de yetişmeyecek..."
"Liste yok, listeyi kapıya asmıştık, başvuru yapan adaylar yırtıp yeni liste yapmışlar, biz ne yapalım"
Homurtu...
Herkes birbirine öfkeli. Kim yırtmış o listeyi, hangi ...
İçeri girmeyi başarıyorum nihayet.
Açıktan atama, ilk atama, kurumlar arası vs demeden bütün atama başvuruları tek elden alınıyor. Hepsinin evrakları farklı olduğundan teslim alan memeur her seferinde bir kafa karışıklığı yaşıyor.
İlginç, dışarıdayken sandığımız gibi içerideki altı memur harıl harıl başvuru almıyormuş meğer. İki memur kan ter içinde, bilgileri bilgisayara girip, düzeltmeler yapıp çıktı alıyor, bölüm şefi onaylıyor, diğer dört masa seyirci..."Allah Allah  sırayla çalışıyor herhalde...Vardır bi bildileri..."
Bu arada "nolur nolmaz" diye toparladığım belgeler arasından dördünü  seçip  alıyor kapıdaki memur. "Diplomam?" diyorum, "gerek yok" diyor. "nasıl olur, klavuzda yazıyor" diyorum, "benden iyi mi bileceksin HOCAM?" diyor. "E haklı, vardır bi bildiği..."diyorum içimden, ertesi gün onayımı almak üzere ayrılıyorum.
Ertesi gün  "nolur nolmaz belki onay yetişmemiştir" deyip öğleden sonra gidiyorum. Onay yetişmemiş tabi ki. Kalabalık üç katına çıkmış, dünkü liste yırtılmış, şehir dışından gelen, iş yerinden izin alarak gelen adaylar işlemlerin gecikmesinden delirmiş. 
Nihayet onaylananlar listesinde okunuyor adım.
İçeri giriyorum, bir gün önce evraklarımı teslim alan memur " Nerdesin sen Hocam? " diyor. "Buradayım." "Ama sen telefonunu yazmamışsın buraya, diplomanı da bırakmamışsın, onayını yapamadık, sana da ulaşamadık. Sen niye telefonunu yazmıyorsun hı?"
"Ben yazılması gereken herşeyi yazdım belgeye. Ayrıca telefonu yazacak mıydım?"
"Yazacaksın tabii canım, olmaz kiii, bak onayın gecikti bizi de boşuna oyalıyorsun"
" Telefonum başvuru belgesinde var. Başka nereye yazmam gerektiğini gösterir misiniz?  Ayrıca da diplomamı siz  istemediniz, ben uyarmış..."
"Neyse neyse bi sürü insan bekliyor, ver bakalım diplomanı."
"Diplomam yanımda yok, onayımı almaya geldim ben."
Sonrası, iş yerimin diplomamı fakslamasıyla çözülecek dolambaçlı bir süreçti ki bir-iki saat sürdü. İki saatin sonunda hizmet belgemle, atama kararnamemi geri istedim. Kılavuzda orjinallerinin adayda kalacağı yazılıydı." Ohooo şimdi onları bulamayız, zaten bi sürü uğraştırdın bizi" dedi pişkin memur. "Kılavuzda böyle yazıyor, fotokopiyi alıp aslını vereceksiniz" dedim, zira o belgeleri çıkarttırmak da başvuru gibi meşakkatli bir süreçti. Memur yılgın ama öfkeli "hele sen atan da gel o zaman veririm" dedi. "Atansam da atanmasam da istiyorum" dedim "offff" dedi "offff atamalardan sonra gel, al. Şimdi başımız kalabalık."

Atamalar biter bitmez oradaydım. Şaşkın ama güzel karşıladı beni, "çay söyliyim hocam" dedi, "sağolun, belgelerimi verin gideyim" dedim.
Verdi...

Bu ne pespayelik ya Rab!!! Sanırsınız, Milli Eğitim tarihinde ilk kez atama yapılıyor... Bu ne beceriksizlik!!!

2. Başvuru: Artık sabah erkenden gidip sıraya girmem gerektiğini biliyorum. Gittim, sıraya da girdim ancak öğleden sonra sıranın ilerlemesi durdu. "Noldu?" "Bilgisayar arızalandı, yükü kaldırmadı tabii"
Hay Allah, tabi utanmadan hepimiz birden başvurduk, bilgisayarları bozduk! Özür dilemeliyiz.  
"Eee nolacak? "
" Bilgisayarlar yetersiz kalıyor, aşağı kata taşınılacak bir bilgisayar daha açılacak, siz gidin isterseniz, bugün yetişmez."
"Liste?"
"Kapıdaki listeye yazın adlarınızı, yarın kaldığı yerden devam edilecek."
Ertesi gün ikiye katlanmış kalabalık sabah dokuzdan önce oradaydı. Kapıda birden başlayan yeni bir liste. 
"Dünküne ne oldu? "
Adaylar yırtmışmış. Baştan başlıyormuşuz... Dünkü listenin mağdurları feryat figan, gelenler mağdur olmama kavgasında. Oysa herkes o kadar mağdur ki çoktan... Hay Allah! Ben bu filmi daha önce görmüş gibiyim.

Bir kenarda bir şikayet dilekçesi yazıyorum. Acı olan şu ki, daha doğrusu en acı olan şu ki, elimde o dilekçeyle bir saat kadar MEB koridorlarında dolaşıp, dilekçemi verecek bir makam bulamadan geri dönüyorum. Memurlar birbirlerinin boş oda ve masaları arasında topaç gibi döndürüyorlar beni. Kendime kızıyorum, bir ara öğren bu usulleri diyorum!

İşlem için odaya girdiğimde, çalışan üç bilgisayar çekiyor dikkatimi. Güzel... Nihayet atama başvurularını türlerine göre ayırma, evrakları gruplandırarak toplama becerisi gösterilmiş. Dışarıdaki gerginliği algılamaz, isyan seslerini duymazdan gelen memurlar, saygılı, hoşgörülü davranıyorlar oldukça. Kapının ardı başka, içi başka bir dünya...

3. Başvuru: Gün ve gün artan kalabalığı, kendi zamansızlığımı ve geçmiş deneyimlerimi hesaba katarak atamaların başladığı ilk gün 9.30 da gidiyorum başvuruya. Kapının önü bomboş. "Nerde bu kalabalık?"
"Başvurular aşağı katta, bilgisayarların sayısı artırılıp aşağıya taşındı da"
Allah Allah, normalde bu iş bilgisarlar iflas etmeden yapılmazdı ama... Hadi hayırlısı...

Aşağıda da kimsecikler yok. Odanın kapısını çalıp içeri giriyorum:
"Açıktan atama mı?"
"Buyrun hocam şu masaya"
Beş on dakika kadar sonra gelen memur geciktiği için özür dileyerek başlıyor, yukarıda işi varmış biraz. 
İşlemimi tamamlıyor, çıktı alıyor, yan masada onaylanıyor işlemim.
"Hayırlı olsun Hocam "
"Bu kadar mı? "
"Bu kadar"
Saat 09.50, şaşkınım...

Akıl ve beceri  geç geliyor memleketime. Hep kafa göz yara yara..."Sözde" bir iyi niyet var o da akıl ve beceri olmadan işe yaramıyor ne yazık...

Yine de başvurunun son günlerinde durum nasıldır merak ediyorum, gidip bakacağım zamanım olsa...
Bir yandan da şükrediyorum zamansızlığıma, bırak diyorum kendime, son hatırladığım şey olumlu olsun...

4 comments:

setenay said...

masal gibi olmuş.. sonu da iyi bitmiş gibi görünüyor.. :)

özledimişiz sanırım korkmaz ailesini ve muhabbetlerini..

daryal said...

Yaşarken de, sanırım okurken de hiç bitmeyecek bir kabus gibi geliyor insana...
Görüşelim bir ara muhabbetle...

elegimsagma said...

okurken daraldim, doktora başvurum aklima geldi: ayni boyle elli sefer gidiyorsun, yav her gün mü memurlardan birinin birine bişiy olur, amiriyle kavga eder, ikisi birden kapişir? tam sira gelecek derken, bakiyosun ortamda iki cırlama, bir ağlayiş kopuş, tuvalete kaçış! "sinir krizinin eşiğindeki kadinlar" diye ad taktiydik enstitudeki hatunlara.

daryal said...

Demek sen de Eleğimsağma...
Geçen de emniyette benzer bir kabusun içinden geçtik... Off diyorum of, atın beni denizlere...