Sep 22, 2016

Nane ve Arı

Hayat, bir "eylül" borçlusun bana...

Güzel bir Eylül... Mutlu, huzurlu , umutlu bir Eylül...

İçinden öfke, hüzün ve acı geçmeyen;  hani şöyle insanın sabahları kalp yanmasıyla uyanmadıklarından... İçinde çaresizlik olmayanlardan... İnsanın  insanlığından utanmadıklarından...

 Hayat bir Eylül borçlusun bana.

Hani bir 17 Eylülde oğlum doğmuştu ya, işte içinde öylesine mutlu, saf, umutlu başlangıçlara gebe olan...
O Eylülü borçlusun bana hayat; almadan bir yere gitmem haberin olsun !

Aug 24, 2016

Göz Yaşı ve Gülümseme ile...


Sultan gitti...
Morg kapısında ağlayan teyzem sarılıp
" Annem hiç ölmeyecek sanmıştık kızım, öldü işte ! " dedi.

Hiç ölmeyecek sanmıştık gerçekten...

Kendimizi bildik bileli yanıbaşımızdaydı... Doğumlarımızda, düğünlerimizde,sevinçlerimizde,  her türlü tasamızda, derdimizde , üzüntümüzde, yardıma her ihtiyacımızda... Doksanı aşkın bir çınardı, iyi ki vardı... Yorgun başlarımızı koyardık dizlerine, titreyen elleriyle alnımızı, saçlarımızı okşar; okur- üfürür dualardı. Uğuruna inanırdım ben onun, gittiği yere bereket ve huzur götürdüğüne...


Hiç ölmeyecek sanmıştık gerçekten...

Kulakları duymasa, gözleri görmese , aklı ermese de bilmek istiyordu her ne varsa yaşanan... Gidesi, göresi, duyası, anlatası, yaşayası vardı daha.
Günden güne düşkünleşse de bedeni aklıyla tutunuyordu hayata... Küçük aksilikler yapıyordu arada bir, bazen ufak bir çocuk oluyordu bazen doksanlık bir ihtiyar... Direniyordu varken yok olmaya... Yumuşacık lifler, battaniyeler, yelekler , çoraplar örerek direniyordu unutulmaya. Fotoğrafı çekilecekse eğer, yazmasını düzeltiyor, elbisesine çeki-düzen veriyordu mutlaka... Unutulmaktan korkuyor,güzel  hatırlanmak istiyordu daima...

Hiç ölmeyecek sanmıştık gerçekten...

Bedeninin ufalıp ruhuna küçük geldiğini fark etmedik bu yüzden... Ölümü, " elden ayaktan düşmeden, kimseye yük olmadan "ölümü dileyen dualarının içtenliğini de fark etmedik belki de yeterince... Son yıllarda diline doladığı "belki bir daha gelemem "leri de ciddiye almadık kendimizce.
Hiç ölmeyecek sandık  işte...

Öldü ... Sultan gitti...
Oğullar ve kızlar kaldı geride, onu çok seven, özlemle,tebessümle, hatırlayacak olan oğullar ve kızlar...
Sultan gitti...
 Bakalım şimdi biz, onun duası olmadan yolumuzu bulabilecek miyiz ?

Mar 17, 2016

Bu gün de erken açıverse akşam sefası

-  Nihayet bu teneffüs bir çay içebilirim.
Dolap açıldı, bardak alındı, çay dolduruldu, ayakta bir yudum, ikinci yudum sandalyede, üçünccc...
-Öğretmeniiimmm bi gelir misiniz?  Tufan düştü de.
Tufan sınıf kapısından bir metre içeride avuç içi kadar bir kan gölünün başında feryat etmekte. İki ön diş kırık, üst dudak hafiften yarık.
Gerekli hasar tespitinin yapılması ,yaraların sarılması, teselli çalışmaları ve suçluların bulunup gerekli fırçanın kayılmasından sonra geçiyoruz derse...
-Canlılaarrrr.
'Fırk'
-Sabriye ne oldu, neden ağlıyorsun ?
-Karnım çok ağrıyor öğretmenim.
-Neresi ?
Sol kasığını gösteriyor. Son ders saatine girildiğinden velisini aramak anlamsız. Zaten velisi gelene kadar ders biter. Ne yapılsın, ne yapılsın ? Öncelikle ilgisiz kalmasın yavrucaklar. Sabriye 'nin başı okşansın, gönlü alınsın, üşümüş olma ihtimaline karşı dizlerine bir hırka örtülsün tabii.
Bu sırada diğerleri bol bol konuşup eğlensin, gülüşsün şakalaşsın, bazıları gezinsin bile. Sınıfın iki hiperaktif öğrencisinden biri sırasını takırdatsın alabildiğine , diğeri perdelere dolansın.
_ Nerde kalmıştık ? Hıh, canlılar dört grupta incelen...
'fırk'
_ Efe ne oldu ?
Efenin başı dertte tabii. Keremle teneffüste zorla döndürmece oynarken Keremi savurup Tufanın üstüne atan o. Çıkışta babası da gelecek ve Tufanın babası da tabii. E bir de  okul idaresine hesap verecek... Vicdanlı da bir yandan, vurdu-kırdı sever ama kan-revana dayanamaz.
_ Öğretmenim ben yapmadım. Kerem ille beni döndür dedi ben döndürdüm.
E bu şimdi söylenecek laf mı be çocuum . Hadiiiiiii. Bütün sınıf bir ağızdan görgü tanıklığına başlayacak şimdi !
_ Yok öğretmenim Efe döndürdü. Efe döndürmedi Ali devrildi. Ali değil Elçin dedi. Elçin İsmail'i ittirdi. İsmail Kaan'a küfretti. Ben Etmedim o bana senin................. dedi. Evet öğretmenim biz de duyduk öyle söyledi. Öyle söylemedi dedi ki...
_ Yeterrr!
_ Fırk, hüngür haşırt.
_ Sabriye ne oldu kızım , çok mu ağrıyor?
_ Öğretmenim bu diyor ki ( bu dediği sınıf başkanı Pınar ) apandisit olmuşum. Burda apandisit mi var öğretmenim ? Sol böğrünü gösteriyor.
Hiperaktiflerimizden biri ışığı söndürüyor bu arada. Hemen ardından sesi geliyor
_ Ay öğretmenim yanlışlıkla oldu.
Tek tek titreşerek yanarken floresan lambalar bizimki arka sıralara ulaşmış bile.
Bu arada iki gözü iki çeşme Sabriye'yi aralarına almış bir küçük kız öğrenci gurubu üstüme gelmekte.
_ Ne oluyor kızlaaaaar ?
_ Öğretmenim tuvalete gidebilir miyiz? Sabriye'nin karnı çok ağrıyormuş da.
Sabriye artı beş kız öğrenci daha... Tuvalette apandisit ameliyatı mı yapacaklar acep?
Sabriye izinli, tuvalete gidebilir ama ille de yanına birini istiyor. Sınıfın kızları birbirlerini çiğneyerek öne atılıyor 'ben, ben, ben...' diye. Meraktan benim bile gidesim geliyor.
_ Hasaaaaaannnnnnnn!!!!!
Hasan diğer hiperaktifimiz Selim 'e yumruklarla girişiyor.
 Selim yumruklardan kurtarmaya çalışırken  kendini ağlayıp söyleniyor.
Hasan hırsını alamamış, yüzü kırmızı, boyun damarları şiş, alabildiğine bağırıyor:
_ Canıma yetti öğretmenim, diyor. İki dakka durmuyo. Bi önüne bi arkasına dönüyo. Kitaplarımı düşürüyo, Derste de hiç susmuyo.  Ben kızınca da dövüyo. Kaldırın bunu yanımdan öğretmenim.
Fırkk. Hüngür,  hüngürrrrrrrr.....

E şimdi Selim 'i nereye oturtacağım . En öne alsam boyu çok uzun,
Arkaya alsam rahat durmuyor.
Zaten kıpır kıpır olduğundan kimse yanında istemiyor.
Ortalara koyamam, dikkat dağıtıyor.
Sol kenarda sessizler sessizi Mehmet'in yanına oturtuyorum, Mehmet'in yüzü düşüyor. Bişeycik diyemiyor zavallı ama için için bana bana küsüyor...
Ben Bu Mehmet'in gönlünü nasıl alsam, bu Selim'i nereye oturtsam derken kızlar gizli gizli bakışıp gülüşüyor.
_ Ne oluyor kızlar? diyorum , meraktan değil lafın gelişi.
Hemen yanıbaşında durduğum kız öğrenci herkesin duyabileceği bir fısıltıyla
_ Öğretmenim Sabriye'nin karın ağrısı ergenliktenmiş , Pınar öyle dedi, diyor. ,
Kızlar korosu kıkırdaşıyor, erkekler korosu anlamak anlamamak arasında bakışıyor. Anlayanlar anlamayanlara göz kırpıp kafasıyla sonra anlatırımı işaret ediyor.
_ Canlılaaaaaar diyorum ben inatla. Dört sınıfta inceleniyor. Mikroskobik canlılar, Mantarlar, Bitkiler ve Hayvanlar.
_ E insanlar öğretmenim?
_ Onlar hayvanlar sınıfındalar, diyorum ve kıyamet kopuyor. Akılları almıyor, Kimisi güceniyor,
kimisi inanmıyor. Kimisi anında bu mevzudan bir şamata üretiyor.
Tufan yanıma geliyor ağlamaktan şişmiş gözlerle. Patlak üst dudağı şiş. Avucunda kırık bir diş parçası.
_ Fırk. Öğretmenim Pınar Elçin'e dişin kırık parçası olursa yapıştırır doktorlar demiş, doğru mu ? diyor .
Benim cevabımı kimse duymuyor.
Şimdi bütün sınıf yerde kırılan diğer dişin parçasını arıyor.

Not: Olay gerçek, isimler uydurma, fotoğraf olayla alakasız bir grup (eski) öğrencimin ders içi etkinlik sırasında çekilmiş fotoğrafıdır.

Oct 8, 2015

Sağdan say...bir ki


Yoga'ya başladım, oohhh çiçek !!!  Birde bunu de deneyelim, bakalım hayat ne kadar güzelleşebilecek ;)



Oct 7, 2015

Ekim Zamanı




Kitap kışlıklarımın arasındaydı aslında  ama baktım filminin vizyona girmesi yakın ' e okuyayım bari' dedim ve dememle kitabı bitirmem arasında 3-4 gün geçti sevgili çevrem. (Argun'a rağmen :)
Kitabı canımcım okumuştu önce, kendisi fazla teknik kitaplar sevdiğinden sıkılma riskini göze almıştım aslında fakat sıkılmaya hiç fırsat vermedi kitap. Bilim kurgu sevenlere, sorun-çözüm ilişkisinden tat alanlara tavsiye ederim, okuyun :)


Okuduklarınızın heyecanı bünyeden ayrılmadan da filmini izlemeye gidin biz gibi. Evet film elbette kitabın bol bol kırpılmasıyla cana gelmiş; astronotumuzun eğlenceliği kimliği biraz ört-bas olmuş, sorunların kritikliği yeterince işlenemediğinden çözümlerin güzelliği de baskılanmış azıcık  ama olur o kadar. O da şahane film, onu da izleyin :) Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim :))





Aug 15, 2015

Büyücü Geri Döndü.

Şşşşş !
Yol sesi diye bir şey var mı ?
Var;  bak, dinle...
Bir de uçak geçiyor üstelik...
Yol sesi,
              yerde ve gökte...

Yol sesi...

Uğulduyor bütün yolculuklarım şimdi içimde
dönüyor tekerlekler, pedallar çevriliyor
ve bağcıkları bağlanıyor ayakkabıların
yol tozuyor, yol tütüyor, yol büyüyor gözlerimde
ömür geçiyor o gözlerden  perde perde
ölüyor değilim,
gözlerim kapalı sadece.

Yol sesi...
Bas bas bağırıyor işte!
Yola çıkıyorum ben
bir klavyenin tuşları üzerinde.

Düş peşime...

Mar 2, 2015

Minecim çok bi sağol

Ayfer , Neşet ve ben beraber takılíyoruz bu günlerde. Ayferle Mine tanıştırdı bizi, pek de iyi etti. Kitapların ikisi de su gibi aktı gitti. Neşete gelinceee o yıllardır gönül tahtımızda zati...