Oct 2, 2011
Homini de gırtlak pufidi kandil tumba yataaaakkkkk...
Eylülümü çaldılar...
14 Eylül de yayınlanan kanun hükmünde kararname ile Ankara'ya dönüşüm Ağustos ayına ertelendi.
Bütün planlarım alt-üst.
Valizim açık...
Oysa ben öyle yorgunum ki bu bozkır yolculuğundan...
Eylül geldi geçti, ne sarı yapraklar takıldı gözüme ne de ürperten rüzgarlar değdi tenime...Bir fincan kahve kokusuyla balkon keyfi yapmadım bir kez bile. Okuduğum kitaplardan bişey anlamadım, dinlediğim şarkılar bir kulağımdan girip diğerinden çıktılar, yolculuklarım daha da uzadı sanki... Aralıksız konuştum ama söylediklerimden ben bile birşey anlamadım. Başımı okşadı sevdiklerimin tanıdık elleri, avunamadım.
Eylül geldi geçti, bu Eylül'ün içinde ben olmadım...
Eylül'ümü çaldılar, Ekim'i kurtarmam lazım...
Sep 1, 2011
şeker kabıkları
Ramazan bayramının üçüncü günü... Dokuz günlük bayramı
fırsat bilen herkes (neredeyse bütün akraba-eş-dostumuz) şehir dışındaydı. Bize
zaten gelen giden olmaz da, annemin de pek misafiri olmadı bu bayram.
Özel günler, giderek anlamını yitiriyor...
Çok üzgün müyüm?
Özel günler, giderek anlamını yitiriyor...
Çok üzgün müyüm?
Aslında hayır...
Ama bütün o anları değerli kılanın biraz da o günün
şartları ile alakalı olduğunu düşünüyorum.
Gelelim bu güne. Artık ulaşım kolay, uzaklar o kadar da
uzak değil aslında... Üstelik seyahatin maliyeti de eziyeti de daha az geçmişle
kıyaslandığında. Bu nedenle geçmişte olduğu gibi bayramı beklemeler, bayramdan
bayrama görüşmeler hayli azaldı . Hele uzakları yakın eden “telefon” icadı var
kiiii, özlemeyi özler hale getirdi bizi.
Ayrıca insanların ev gezmesi yapıp yemek yemekten gayrı
aktivite bilmediği dönemler için cazip bir sosyalleşme biçimiydi belki bayram
gezmeleri. Sosyal bağları güçlendirmek,
kendine “ait olduğun” bir çember belirlemek, yardımseverlik hislerini tatmin
etmek, toplumda roller edinmek için iyi bir araçtı belki...
Oysa şehirleşme bireysel sınırları çizip ihlalinin
cezasını da belirliyor. Zaten, küsecek
kadar muhattap olamıyorsunuz ki komşunuzla. Trafikte, pazarda,
alışverişte tartıştığınız insanlara küsmenin
de anlamı yok zaten;üstelik modernleşme,
kavga –döğüş-küslük değil de konuşma- anlaşma-uzlaşma kültürünü de beraberinde
sürüklüyor ve buna alıştırıyor sizi.
E şimdiiii, küsmenin eski ciddiyeti yok ki, nerde
kaldı barışmanın değeri...
Benim yukarıda aklıma
gelen örneklerden vardığım sonuç, bu gün en çok özlediğimiz şey her neyse
bayramlarda o yapılmalı ki, gönüller bayram etsin J
*Bu cümle Şahane Kişi tarafından Nefis Bey'e ithaf edilmiştir.Aug 17, 2011
renkli istop bilir misiniz?
Yeniden okumalar hiç de iyi gitmiyor...
Belki hatırlarsınız, bi süre önce ( o süre neredeyse bir buçuk yıl öncesiydi) kitaplığımdaki bazı kitapları yeniden okumaya karar vermiştim. Çünkü öyle sağa sola not alarak, kitapların altını üstünü çizerek okuyan bir tip olmadığımdan, pek güvendiğim hafızamın da aslında son derece kıt olmasından kaynaklı, kitapların çoğunun bendeki his tortusu dışında bir şey kalmıyor kısa zamanda.
Oysa "falanca kitabın kahramanının filanca yerde dediği gibi..." diye başlayan cümleler kuran, kitap karakterlerini, olay örgülerini bütün ayrıntılarıyla hatırlayıp gerektiğinde üzerine bir çuval laf edebilen insanalara özeniyorum ben de.
İşte bu özentimin kurbanıyım ben sevgili çevrem... Kararı aldığımdan beri zamanımın bir kısmını yeniden okumalara ayırdım. Evet, bazı kitapları yeniden okuduğum için rahatsız olmadım ama itiraf ediyorum nihayet, daha çok hayal kırıklığı yaşadım...
Geçmişte beni çoook etkileyen kimi kitapları sıradan, kimilerini fazla sıkıcı buldum. O zamanlar bir solukta okuyup bitirdiğim kimi kitaplar günlerce süründü elimde. En sevdiğim yazarlarla aram bozuldu, haklarında ileri geri konuşmaya başladım, dedikoducu oldum.
En son, en sevdiğim kitabı sıkıla sıkıla okuyup, geçmişte niye bu kadar sevmiş olduğumu merak edip dururken o an nekadar çok eziyet etttiğimi farkettim kendime ve
"Hemen" dedim, "şimdi bırak o kitabı."
"Hayır, bu yeniden okumalarla hafızamı canlandıracağım. Kitapları yeniden değerlendirme, üzerine yeniden düşünme fırsatım olacak. Bunlar öyle bir kerede okunup bir kenara bırakılamayacak kadar özel kitaplar tamam mı?" diye cevap verdim tabii ki bilmiş bilmiş.
Ama bu laflara karnı tok bir kişi olarak kararımın arkasında durmayı bildim.
"Kendine de kitaplara da yazarlara da haksızlık ediyorsun."
"Hayır efendim, kimseye haksızlık ettiğim yok. Bilakis ben büyük bir haksızlığın önüne geçmeye ... .. yazarlar.. kitaplar.. emek... saygı.. unutmak... bıdı bıdı.. vıdı vıdı..."
"Boşuna çırpınıyorsun. Üstelik bu işin faydasızlığını çoktan anlamana karşılık sırf kendinle inatlaştın diye devam ediyorsun. "
"Kimseyle inatlaştığım yok benim.! Görürsün bütün kitaplığı yeniden okumazsam..."
"Okumazsan eşeksin! "
"............"
".............................................."
"Ya hepsini okumayayım bari..."
"Neden? "
"Çok sıkılıyorum okurken"
"Neden? "
"Bilmem... Belki okuduğum her kitapla duygu dünyamın genişlemesidir kitabı sevmek dediğim şey. Bir kitabı ikinci kez okuduğumda duygu dünyama yeni bir katkı sağlamayıp bende var olan hislerimi çalıştırıyor ki ben de bundan hoşlanmıyorummuştur gibi aslında."
"Olabilir. Belki de bilinç altın bilincinin üstünden daha başarılıdır bilgiyi saklamak konusunda. Hadi bırak şu kitabı."
Son cümleyi söyleyen iç sesimin tonu öyle şefkatliydi ki içimin içinden 'buna dayanamam işte ' dedim.
"Tamam , söz bu bitsin bir daha yeniden okuma yok" cevabını verdim şefkat tuzağına düşmediğimi belli eden direngen bir ses tonuyla."
"Çabuk bırak onu!"
"Ya 100 sayfam kaldı , bitirivereyim."
"Bitiriverme!"
"Bitte!"
"Nein!"
"Kitap yarım bırakılmaz günah..."
"Yok öyle bişey."
"Arkamdan ağlar."
"Uydurma."
"Ayıp olur? "
"Kime olacak, saçamalama."
"Çok kötü birisin."
"Sen de."
İçimde fırtınalar kopuyor görüyorsunuz. İnsanın kendi uyduruk tabularını yıkması ne zor iş bilemezsiniz.
Şimdilik yeniden okumaları durdurdum sevgili çevrem, ileride yeniden okumalara devam etmek isteyen iç sesim akıllı mantıklı laflar edip beni yeniden kandırırsa yeniden başlarım belki, bilemem...
Belki hatırlarsınız, bi süre önce ( o süre neredeyse bir buçuk yıl öncesiydi) kitaplığımdaki bazı kitapları yeniden okumaya karar vermiştim. Çünkü öyle sağa sola not alarak, kitapların altını üstünü çizerek okuyan bir tip olmadığımdan, pek güvendiğim hafızamın da aslında son derece kıt olmasından kaynaklı, kitapların çoğunun bendeki his tortusu dışında bir şey kalmıyor kısa zamanda.
Oysa "falanca kitabın kahramanının filanca yerde dediği gibi..." diye başlayan cümleler kuran, kitap karakterlerini, olay örgülerini bütün ayrıntılarıyla hatırlayıp gerektiğinde üzerine bir çuval laf edebilen insanalara özeniyorum ben de.
İşte bu özentimin kurbanıyım ben sevgili çevrem... Kararı aldığımdan beri zamanımın bir kısmını yeniden okumalara ayırdım. Evet, bazı kitapları yeniden okuduğum için rahatsız olmadım ama itiraf ediyorum nihayet, daha çok hayal kırıklığı yaşadım...
Geçmişte beni çoook etkileyen kimi kitapları sıradan, kimilerini fazla sıkıcı buldum. O zamanlar bir solukta okuyup bitirdiğim kimi kitaplar günlerce süründü elimde. En sevdiğim yazarlarla aram bozuldu, haklarında ileri geri konuşmaya başladım, dedikoducu oldum.
En son, en sevdiğim kitabı sıkıla sıkıla okuyup, geçmişte niye bu kadar sevmiş olduğumu merak edip dururken o an nekadar çok eziyet etttiğimi farkettim kendime ve
"Hemen" dedim, "şimdi bırak o kitabı."
"Hayır, bu yeniden okumalarla hafızamı canlandıracağım. Kitapları yeniden değerlendirme, üzerine yeniden düşünme fırsatım olacak. Bunlar öyle bir kerede okunup bir kenara bırakılamayacak kadar özel kitaplar tamam mı?" diye cevap verdim tabii ki bilmiş bilmiş.
Ama bu laflara karnı tok bir kişi olarak kararımın arkasında durmayı bildim.
"Kendine de kitaplara da yazarlara da haksızlık ediyorsun."
"Hayır efendim, kimseye haksızlık ettiğim yok. Bilakis ben büyük bir haksızlığın önüne geçmeye ... .. yazarlar.. kitaplar.. emek... saygı.. unutmak... bıdı bıdı.. vıdı vıdı..."
"Boşuna çırpınıyorsun. Üstelik bu işin faydasızlığını çoktan anlamana karşılık sırf kendinle inatlaştın diye devam ediyorsun. "
"Kimseyle inatlaştığım yok benim.! Görürsün bütün kitaplığı yeniden okumazsam..."
"Okumazsan eşeksin! "
"............"
".............................................."
"Ya hepsini okumayayım bari..."
"Neden? "
"Çok sıkılıyorum okurken"
"Neden? "
"Bilmem... Belki okuduğum her kitapla duygu dünyamın genişlemesidir kitabı sevmek dediğim şey. Bir kitabı ikinci kez okuduğumda duygu dünyama yeni bir katkı sağlamayıp bende var olan hislerimi çalıştırıyor ki ben de bundan hoşlanmıyorummuştur gibi aslında."
"Olabilir. Belki de bilinç altın bilincinin üstünden daha başarılıdır bilgiyi saklamak konusunda. Hadi bırak şu kitabı."
Son cümleyi söyleyen iç sesimin tonu öyle şefkatliydi ki içimin içinden 'buna dayanamam işte ' dedim.
"Tamam , söz bu bitsin bir daha yeniden okuma yok" cevabını verdim şefkat tuzağına düşmediğimi belli eden direngen bir ses tonuyla."
"Çabuk bırak onu!"
"Ya 100 sayfam kaldı , bitirivereyim."
"Bitiriverme!"
"Bitte!"
"Nein!"
"Kitap yarım bırakılmaz günah..."
"Yok öyle bişey."
"Arkamdan ağlar."
"Uydurma."
"Ayıp olur? "
"Kime olacak, saçamalama."
"Çok kötü birisin."
"Sen de."
İçimde fırtınalar kopuyor görüyorsunuz. İnsanın kendi uyduruk tabularını yıkması ne zor iş bilemezsiniz.
Şimdilik yeniden okumaları durdurdum sevgili çevrem, ileride yeniden okumalara devam etmek isteyen iç sesim akıllı mantıklı laflar edip beni yeniden kandırırsa yeniden başlarım belki, bilemem...
Aug 10, 2011
Memleketi Gurbet Yaptık, Gurbeti Memleket...
Ömer'i gördüm rüyamda.
Öyle özlemişim ki...
Beni face'de bulmasını bekliyorum, ben onu buldum çoktan.
Ama onun beni bulmasını istiyorum, nazlanasım var,
Şımarasım var biraz da... Şımartsın istiyorum beni.
Sorun değil, bir kaç yıl daha bekleyebilirim.
Doya doya nazlanabileceğin birilerinin olması ne güzel şey :)
Öyle özlemişim ki...
Beni face'de bulmasını bekliyorum, ben onu buldum çoktan.
Ama onun beni bulmasını istiyorum, nazlanasım var,
Şımarasım var biraz da... Şımartsın istiyorum beni.
Sorun değil, bir kaç yıl daha bekleyebilirim.
Doya doya nazlanabileceğin birilerinin olması ne güzel şey :)
Aug 4, 2011
uyku biraz uyku, bütün isteğim buydu...

Yukarıdaki fotoğraf 10-15 gün önce Karadeniz'de bir yaylada çekildi ve fotoğrafta görülen sol ayağımın da çok benimsediği o tembel pozisyon o gün bu gündür pek de değişmedi.
Yapacak işlerim, okunacak kitaplarım, izlenecek filmler, yazmak istediğim yazılar var var olmasına da sıcağa yenik düşmüş bedenimin kıpırdayası, göz kapaklarımın açılıp dünyaya bakası yok.
Önümüzdeki bir ayı bu rehavetten kurtarabilmek umuduyla gece ve gündüzlerime yer değiştirttim sevgili çevrem. Gündüz saatlerinde uyuyup gece saatlerinin sessiz ve serinliğinden faydalanmayı planlıyorum. Bu da işe yaramazsa benden adam olmaz, biline...
Subscribe to:
Posts (Atom)


